Bugun...
SOSYAL MEDYA VE ZAMAN MEFHUMU


Büşra ÖZDEMİR "Özgür Kalem Özgür Kelam"
busraozdemir4444@gmail.com
 
 

Güneşin doğuşu ve batışı arasında ezelden beri süregelen bir devinim diyebiliriz zaman için. Birbirini takip eden gece ve gündüzün muazzam ahengi bize zamanın şeffaflığını ve dokunulmazlığını anlatır gibi. Hissedilebilecek kadar yakın ama erişilemeyecek kadar da uzak.

Peki ya çevremizdeki her şeyi görüp her şeye dokunabilirken neden zamanı görüp ona dokunamayız? Zaman ne görüp dokunulabilecek kadar somut, ne de sadece hissedilebilecek kadar soyut çünkü.

İzafiyet teorisine göre bildiğimiz en, boy ve yükseklik olan, üç boyuta eklenmesi gereken bir boyuttur zaman. Yani soyut değilde, bunca boyutsuzluğun içinde kavramamız gereken önemli bir boyut sadece. Kavrayabilecek potansiyele fazlasıyla sahip olduğumuz ama kavramak için pek de çaba sarf etmediğimiz bir kavram.

Şimdilerde bizlerin zamandan anladığı ise geçen saat, gün, ay ve yıllar sadece. Korkusuzca, fütursuzca, hatta hunharca, bozuk para harcar gibi harcıyoruz zamanı. Habersiz ve ilgisiz geçiyor sanki günler. Oysa güneş her sabah doğarken, bizlere bugün de bir şans verildiğini fısıldıyor.

Güneş günün artık başlaması gerektiğini, çıkan ay ise geçen yorucu günün dinlence vaktinin geldiğini haber veriyor ama biz bu haberin yazılı olduğu gazeteyi, sabah saatlerinde kapımıza bırakıldığı için almaya üşenip okumuyoruz.

İnsanlar geçmişten bugüne dek zamanı ölçmek için ölçü aracı olarak güneş ve ayı kullanmışlar. Aslında ilk çağlardan günümüze kadar güneş ve ay takvimleri bizlere, elimizden kayıp giden ama asla tutamayacağımız bir şeyi anlatmış durmuş. En büyük değerimizi. Zamanı…

Her değerli ve önemli olan şeyin muhakkak gizli veya aşikâr, aktif veya pasif bir hırsızı vardır. Peki ya şimdilerde bizim bu çok değerli ve önemli varlığımızın en gizli ve aynı zamanda en aktif düşmanı kimdir ya da nedir?

Kanaatimce bu güne kadar karşılaştığım hareketi fark edilmeyen ama en aktif, tehlikesi hissedilmeyen ama en sinsi düşmanımız “sosyal medya”!

Bakış açısına göre farklı algılanan bir kavram sosyal medya. İçerisinde olana gayet cazibeli ve şirin görünen ama dışarıdan bakan bir göze göre insanlık için, yeni nesil için ve gelecek için dehşet uyandırıcı olarak nitelendirilen bir mecra.

İşte buraya kadar itinayla anlattığım zaman mefhumu tam da bu dehşet verici yerde daha bir önem kazanıyor. Düşman artık uzaklarda değil çok yakınımızda çünkü. Evlerimizde, ceplerimizde, ellerimizde, en kötüsü beynimizin içinde. Çeşitli sosyal medya programlarına çoktan ruhumuzu ve beynimizi rehin vermiş durumdayız. Üstelik kritik olan bunu hatırlamıyor oluşumuz. Ne ilginç!

Sosyal medyanın elle tutulur gözle görülür başlı başına birçok zararı var. Ahlaki zafiyet, mahremiyet, güven ve emniyet bunlardan sadece birkaçı. Zaman kaybı ise bu önemli sorunlar arasında en başta aklıma gelen problem. Çünkü her sosyal medya kullanıcısı yukarıdaki sorunlara maruz kalmıyor olabilir ama ne yazık ki her sosyal medya kullanıcısı bu sosyal ağlarda gün içerisinde kendisi için başka önemli meşgaleler bulabilecekken zamanını çoğunlukla gereksiz şeylerle boşa harcıyor. Bu kısa süreli bir durum olsa pek sorun ihtiva etmeyecekken, problemler ağının her gün devam edişi, bizim zaman kaybımızı gün geçtikçe katlıyor ve ne yazık ki bu süreç böyle devam edip gidiyor.

Sosyal medyanın hayatındaki götürülerine şahit olanlar bu bağımlılıktan kurtulabilmek için kendilerine sınırlamalar koyarken birçok kullanıcı bu tufana çoktan kapılmış durumda. Her gün uykuda, dinlenme anında ve çeşitli şekillerde harcadığımız zaman dışında ekstra bir kayıp fişi çıkarıyor bize sosyal medya, üstelik bu fişin çoğunlukla bir karşılığı da olmuyor.

Zaman geçiyor ve bizler bu şekilde, ekranımızın sağ üst köşesinde sadece ve sadece onun akışını izleyebiliyoruz. Akış hızını ölçebilmek için çeşitli referanslar kullandığımız ama aktıktan sonra geri getirebilmek için hiçbir referans kullanamayacağımız, geri dönüşümsüz olarak elimize bir defalığına geçen nadide bir parçayken zaman; biz durup onu izlemekle yetiniyoruz. Çünkü neredeyse bir ekrana odaklanmaktan başka fonksiyonu kalmayan beynimizle, gücümüz sadece buna yetebiliyor. Kayboluyoruz, köreliyoruz, uyuyoruz ya da uyutuluyoruz.

Ömrümüze çok şey sığdırıyoruz: insanlar, olaylar, olgular, mekânlar vs. Şu geçirdiğimiz ömür sonunda bize sorulduğunda, koca bir ömür için “bir veya birkaç gün kaldık ”diyeceğimiz buyruluyor Kur’an’da. O halde ne kadar kaldığını bile kestiremediğimiz şu kısacık zaman diliminde, gerek var mı bunca kayba?

“Boş kaldığında kalk ve yine yorul” ayetindeki emir gereğince boş kaldığımızda benliğimize ve insanlığa faydalı bir şeyler yapmak üzere işe koyulmalıyız. Hayattaki düsturumuz bu olmalı. Yoğunluktan ve yorgunluktan zamansız olmalı ama zamanla kalmalıyız



Bu yazı 587 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Haber sitemizi beğendiniz mi?


YUKARI