Bugun...
Diyanet’i Kuran Atatürk’e, Diyanet’ten Lanet!


Cüneyt ALPHAN GÜNEŞ DOĞARKEN
cuneytalphan@mynet.com
 
 

Ayasofya camisinin açılışında Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın, isim vermeden Atatürk’ü hedef almakla yetinmeyip “lanetlemeye” kadar gitmesi, sadece Atatürk’ün kurduğu CHP’den değil pek çok kesimden de gelen tepkiler çığ gibi büyüdü.

Bu tepkilere karşı Ak Parti Hükümeti’nden ve Ali Erbaş’tan henüz bir ses-seda yok.

Ak Parti iktidarı her alanda yokuş aşağı gitmesinin pek çok sebepleri vardır. Ama bana en göre en önemli sebeplerden biri, Ak Parti’nin entelektüel müdafaa hattının çökmesidir. Entelektüel müdafaa hattının çökmesiyle çürüme çığ gibi büyüyüp altında kalkılamaz bir hal almasıdır.

Önce Gülen Cemaati denilen ve bugün adı FETÖ olan yapıyla kavgaya, sonra da savaşa girmesi, darbenin olması, darbeden sonra, rejimin değişmesi, sertleşen ve otoriterleşen rejimden rahatsız olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve pek çok güçlü şahsiyetin Ak Parti’den ayrılması, Ak Parti’ye büyük darbe vurdu.

Ak Parti’nin entelektüel kadrolarının çil yavrusu gibi dağılması ve en sonunda sıfır sorunlu komşuluk hukukundan tüm komşu ve dünya devletleri ve devleriyle düşmanlaşması ülkeyi bu hale getirdi.

Filozorf Fuerbach, 11. tezinde “filozoflar bugüne kadar dünyayı yorumlamakla yetindiler, oysa sorun onu değiştirmektir” der.

Bugün Ak Parti ve kadroları da bırakın dünyayı yorumlamayı/değiştirmeyi, kendi ülkelerindeki yaşananları yorumlamaktan aciz, günü birlik düşünmekle yetinmektedirler.

 

Ak Parti Hükümeti cenahındaki algı, muhalif olan, farklı düşünen herkesi şeytanlaştırıp düşmanlaştırmak, onun üzerine kanun ve silah gücüyle giderek onu ekarte demektir.

 

İnsan hakları, demokrasi, hukuk, düşünce ve ifade özgürlüğü ise, sizlere ömür, çoktan Hakk’ın rahmetine kavuştu bile.

 

Ali Erbaş’ın Atatürk’e lanet okuması ve kılıçla camiye girmesi, İslam dini, dinin kitabı olan Kur’an’ı kerimle zerre kadar ilgisi olmadığı gibi, tam tersine İslamın ve islam kardeşliğinin dibine dinamit koyarak çok tehlikeli bir çıkış yapmıştır.

 

Peygamber efendimiz, “Alimler, peygamberlerin varisidirler” der. Burada Ali Erbaş’ın Peygamber’in varisi olduğunu asla söyleyemeyiz.

 

Kılıçla camiye girmesi ise, aslında devletin hiçbir zaman “büyük devlet” kompleksinden kurtulamadığını da göstermektedir.

 

Yine Peygamber efendimizin Fatih Sultan Mehmed’le ilgili hadisin olduğunu söylemesi ve bu hadise atfen vakfiyede vasiyetin olduğu ifade edilmesi de palavradır.

 

Evet Fatih Sultan Mehmed Türk ve dünya siyasal tarihine damga vurmuş bir siyasetçidir/ güçlü bir komutandır ancak Resulüllah, kardeş katlini vacip kılan, kardeşini öldürten bir siyaset adamıyla ilgili hadis yazdırmasını, onu fetihle müjdelemesini düşünmek bile, Resulüllah’a hakarettir.

Çünkü bir karıncayı dahi incitmeyen/cinayetlere karşı şiddetle duran bir peygamber nasıl olur da, cinayete cevaz veren bir siyasetçiyi fetihle müjdeler?

 

Filozof George Wilhem Friedrich diyor ki; “devlet adamları karar verdiklerinde her zaman zamanın ruhunun bilincinde değildirler. Bu ruh ancak geriye bakıldığında evrensel tarihin alanı içinde görülebilir” diye.

 

Burada Ali Erbaş, Atatürk’e hakaret edip lanet yağdırırken, eğer Atatürk, Diyaneti kurmayıp siyasete alet etseydi, askeri de kışlaya göndermeseydi, kendisi bugün Diyanet İşleri Başkanı olması mümkün olur muydu?

Bir din alimine kin, nefret, düşmanlık tohumları ekmek yakışmaz. Tarihle ve tarihsel şahsiyetlerle savaşmak da bir alimin yapacağı iş değildir.

Kürtlerden ötürü Atatürk’ü birçok konuda eleştirebilirim, eleştirmişim de, ancak biz 83 milyon ülke insanı olarak barış ve huzur içinde yaşamak istiyorsak, geçmiş üzerinden kendi halkımızla savaşarak, kavga ederek hiçbir yere varamayız. Gelecek nesillere onurlu bir miras da bırakamayız.

 

Toplumsal süreçlerin ve değerlerin kimin tarafından isimlendirildiği önemlidir. Söylemin sahibi genellikle iktidarın da sahibidir. Gerçeği gizleme aracı, ifadenin gücü, iktidarın da gücü ve varlık nedenidir.

 

Ancak bu da sürdürülebilir değildir.

 

Bugün medeni ve uygar dünyanın da benimsediği, din, dil, aidiyet, mezhep ve zümre ayrımı yapılmaksızın bir arada yaşama ruhuna en çok ülkemizin şiddetle ihtiyaç duyduğu gerçeği apaçıktır.

 

Winston Churcill’in; “Bir uçurumdan tek adımda atlamak, iki adımda atlamaktan iyidir.”

Ancak biz şu an uçuruma doğru hızla ilerliyoruz ve durduran da yok.

 

Filistin Lideri Arafat; “Akıl kuvvetten üstündür. Hepimiz akıllıca hareket edersek barışa bir engel yerine, barışta bir ortak oluruz. Zaferi borular çalarak kutlayabilirsiniz ama boru çalmak sofraya kahvaltıyı getirmek demek değildir.”

 

Bugün arkanıza aldığınız iktidarın gücüyle camiye kılıçla girebilirsiniz, ama kılıç kından çıktığı zaman da kimi yaralayacağı da belli değildir.

 

Fransız Filozofu Alain: “Düşünmek hayır demeyi bilmektir” diyor.

 

Etimolojik Kadim Grekçe; “theorien” olan “teori, “bakmak, gözlemek, incelemektir” diyor.

 

Anlamanın yolu radikal eleştiriden geçer, eleştiri yoksa anlama diye bir şey de yok, dolaysıyla teori de yoktur.

 

İdeoloji; kimi şeylerin anlaşılmasını ister, kimi şeylerin anlaşılmamasını, üstünün örtülmesini ister.

Biz “şeylerin” üstünün örtülmesini ve Orta Çağ’a geri gitmeyi şiddetle reddediyoruz…



Bu yazı 267 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Haber sitemizi beğendiniz mi?


YUKARI